Yazar bu kitabının idare hukuku
alandaki araştırmaları derleyen bir niteliği olduğunu ve eserin ilk bölümünde devlet
ve devlet doktrinlerini izah etmeye çalıştığını önsözde belirtmiştir. İnsanların
bir arada yaşamaya zorunlu olduğu görüşünden yola çıkarak devletin oluşumunu
açıklamaya çalışmış ve tek tek bireylerin ve toplumun üstünde bir kolektif
varlık olduğu ve kendine özgü bir faaliyet sahası, organları, otoritesi ve hak
ve yükümlülükleri olan bir birlik
oluşturdukları tespitinde bulunmuştur. Devletin insan topluluğunun devamını
mümkün kılacak hukuki ve siyasi bir düzene ve bunu sağlayacak bir idareye sahip
olduğunu söyler ve kamu gücü veya hakimiyet dediği üstün iktidarı
belirginleştiren kuruluşları siyasi düzen olarak nitelendirir. Yani siyasi
düzenin içeriği olarak idareye işaret eder. İdarenin varlık sebebi olarak da
özel faaliyetlerin korunması, sosyal birlik ve dayanışma duygularının
sağlamlaştırılması ve kolektif amaçların gerçekleşmesini organize etme işlevini
gösterir.
Beğenilesi Bloglar (Pages)
Görüntüleme Sayısı (Stats)
kamu yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kamu yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ekim 2013 Cuma
22 Eylül 2013 Pazar
MAKALE: Cameralist Thought and Public Administration Michael W. Spicer
Spicer, M. W. (1998). Cameralist thought and public administration. Journal of Management History (Archive), 4(3), 149-159.
Bu makalenin
amacı yazarı tarafından kameralistlerin siyasi ve sosyal düşüncelerini
incelemek olarak belirlenmiştir. Amerikalı bir yazar olan Spicer bu makalesinde
kamu yönetiminin temellerini aslında Wilson’un değil kameral bilimlerin attığı görüşünü
desteklemekte ve Kameralizmi incelemektedir.
Kameralizmi 16.ila 18. yüzyıllar arasında Alman ve Avusturyalı
monarklara hizmet eden merkezi ve sofistike kamu yönetimi aleti geliştirme
çabası olarak tanımlar. Eleştirdiği nokta ise bu düşünce tarzından etkilenen amerikan
yönetim yazınının bu düşüncenin mutlakıyetçi rejimler için üretilmiş bir bilgi
olduğunu görmezlikten gelerek anayasal bir cumhuriyete uymayabileceğini gözden
kaçırmış olmalarıdır.
8 Eylül 2013 Pazar
KİTAP HAKKINDA: NURİ TORTOP- YÖNETİM BİLİMİNİN TEMEL İLKELERİ
Yönetim bilimini idarenin gerçek
işleyişini inceleyen bir disiplin olarak tanımlayan yazar organik anlamda
yönetimin kamu yönetimi karşılığı olarak örgüt ve personeli kapsadığını,
fonksiyonel anlamda ise yönetimin çalışmalarını incelemekte ve kamu ve özel
kesimi de içine almakta olduğunu ileri sürmektedir. Daha sonra yönetim
incelemelerinin kapsamını üç noktada özetlemektedir ki bunlar: yönetimin nasıl
olduğu, nasıl olması gerektiği ve nasıl olacağı sorularının cevabıdır. Bu da
yazarın yönetim biliminin normatif bir yanı da olduğunu iddia ettiğini
gösteriyor.
31 Ağustos 2013 Cumartesi
KİTAP HAKKINDA: KURTHAN FİŞEK- YÖNETİM (Book Review-: K. Fişek- Administration)
Yönetim bilimi alanında özellikle
Türk yazınında çok önemli bir yere sahip olan bu eserde yazar tarihsel maddeci
bir yöntem benimsemiş ve alana önemli açılımlar getirebilecek soruların
sorulmasını sağlamış, eleştirel ve açıklayıcı bir sistematik içerisinde yönetim
gerçekliğini açıklamaya gayret etmiştir.
Yönetim bilimini evrensel ve disiplinler
arası bir niteliğe sahip kabul eden bu kitap özel-kamusal işletme ayrımını
gereksiz gören bir anlayışta yazılmıştır. Ayrıca yönteme ilişkin olarak sistem
yaklaşımı ve sibernetik bakış açısını irdeleyen
yazar bunu yarının sorunu olarak görmekte ve tartışmaya açmaktadır.
5 Mayıs 2009 Salı
TÜRKİYE'DE YÖNETSEL DENETİM (Administrative Control in Turkiye)
Devletin işlevlerinin artması ve hesap verme sorumluluğu gibi kavramların kökleşmeye başlamasıyla birlikte kamuda denetim işinin kapsamı gelişmiştir. Bunun sonucunda denetim işini görecek olan personelin bilgi ve yetenekleri ön plana çıkmış ve bu göreve talip olacak kişilerde bazı özellikler aranmaya başlanmıştır. Bu görevin niteliklerini karşılayacak kişilerin yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerimizde başta siyasal bilgiler fakültesi olmak üzere pek çok fakülte açılmıştır. Bu fakültelerden mezun olan öğrencilerin sayısının fazla olması sonucu kamu kurumlarına denetim memuru alımında çeşitli sınavlar uygulanmakta ve adaylar mülakatlara tabi tutulmaktadır.
ERDEM: NEDİR NE DEĞİLDİR (Virtue:What is it, What it is not)
Erdem kelimesi Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde şöyle tanımlanmaktadır: Ahlakın övdüğü iyilikçilik, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet. Felsefi açıdan ise insanın ruhsal olgunluğu olarak tanımlanmaktadır. Şemsettin Sami’nin Kamus-u Türkî’si erdemin Osmanlıca karşılığı olan faziletin anlamlarını şöyle sıralar: değer, kader, meziyet, hüner, marifet, ilim, irfan, iyi ahlak, ahlaki hassa, iffet, ismet, namus. Bu ve bunun gibi birçok sözlükte erdeme çeşitli anlamlar yüklenmektedir. Peki, ahlakın övdüğü erdemin ölçüsü nedir?
TÜRKİYE’DE KIZ ÇOCUKLARININ EĞİTİMİ SORUNSALI (Education Problem of Female Children in Turkiye)
1-GİRİŞ
Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan tek miras borçlar değildi. Borçlardan daha önemli olan ve günümüze kadar yok edilemeyen sorun toplumsal yapıydı. Bu yapı yüzyıllardır süregelen bir “İslam” toplumunun, aydınlanmadan uzak bırakılmış, şeyhlik-ağalık düzenine boyun eğdirilmiş, horlanmış ve sömürülmüş Anadolu insanının önündeki en büyük engeldi. Bu karanlık karşısında yakılan cumhuriyet meşalesi tüm toplumsal yapıyı kökten değiştirmek, Anadolu insanına hak ettikleri yaşam standartlarını sunmak ve kadınlarımızın toplumda hak ettikleri seviyeye ulaşmalarını sağlamak gibi ulvi bir amaçla birçok inkılâbı da beraberinde getirdi. Bu devrimler sonucu önemli kazanımlar edinen Türk kadını yavaş yavaş toplum hayatındaki yerini almaya başladıysa da Atatürk’ün vefatından sonra yeni düzenden hoşlanmayan çevreler dört koldan faaliyete geçtiler ve kadınlarıın önüne birçok engel çıkararak aydınlanma çabalarına ket vurmayı başardılar. Bugün kadınları hala ikinci sınıf vatandaş olarak gören, kadının yerinin evi (veya kocasının dizinin dibi) olduğunu savunan insanlar varsa bizim bu durumdan önemli dersler çıkarmamız gerektiğini düşünerek çalışma konumu kız çocuklarının eğitimi olarak belirledim. Özellikle ülkemizin doğu kesiminde önemli bir problem olan kız çocuklarının eğitimi temellerini ta Osmanlı zamanında bulabileceğimiz bir anlayışın ürünüdür ve kanımızca bir toplumun gelişmişlik seviyesi ile yakından ilgilidir.
Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan tek miras borçlar değildi. Borçlardan daha önemli olan ve günümüze kadar yok edilemeyen sorun toplumsal yapıydı. Bu yapı yüzyıllardır süregelen bir “İslam” toplumunun, aydınlanmadan uzak bırakılmış, şeyhlik-ağalık düzenine boyun eğdirilmiş, horlanmış ve sömürülmüş Anadolu insanının önündeki en büyük engeldi. Bu karanlık karşısında yakılan cumhuriyet meşalesi tüm toplumsal yapıyı kökten değiştirmek, Anadolu insanına hak ettikleri yaşam standartlarını sunmak ve kadınlarımızın toplumda hak ettikleri seviyeye ulaşmalarını sağlamak gibi ulvi bir amaçla birçok inkılâbı da beraberinde getirdi. Bu devrimler sonucu önemli kazanımlar edinen Türk kadını yavaş yavaş toplum hayatındaki yerini almaya başladıysa da Atatürk’ün vefatından sonra yeni düzenden hoşlanmayan çevreler dört koldan faaliyete geçtiler ve kadınlarıın önüne birçok engel çıkararak aydınlanma çabalarına ket vurmayı başardılar. Bugün kadınları hala ikinci sınıf vatandaş olarak gören, kadının yerinin evi (veya kocasının dizinin dibi) olduğunu savunan insanlar varsa bizim bu durumdan önemli dersler çıkarmamız gerektiğini düşünerek çalışma konumu kız çocuklarının eğitimi olarak belirledim. Özellikle ülkemizin doğu kesiminde önemli bir problem olan kız çocuklarının eğitimi temellerini ta Osmanlı zamanında bulabileceğimiz bir anlayışın ürünüdür ve kanımızca bir toplumun gelişmişlik seviyesi ile yakından ilgilidir.
KİTAP HAKKINDA: J.C. SCOTT- TAHAKKÜM VE DİRENİŞ SANATLARI (Book Review: J.C.Scott- Domination and the Arts of Resistance : hidden transcripts)
Yazar bu eserinde hakimin tabi olana uyguladığı tahakküm biçimlerini incelemiş ve denetim ve gözetim yöntemlerindeki tarihsel gelişmeleri çarpıcı bir biçimde ele almıştır. Bu tarihsel gelişme içerisinde tahakkümün modern biçimlerinin feodal olanına oranla hem daha ince hem de daha komplike olduğunu saptamıştır. Burada incelikle kastedilen ise tahakkümün insanı yalnızca fiziksel olarak ezen değil aynı zamanda ruhsal açıdan da çökerten bir yönünün olduğudur. Artık iktidarın kurduğu denetim mekanizması öyle bir seviyeye gelmiştir ki toplumu denetleyenler bile iktidarın kurumsal denetim mekanizması tarafından denetlenir hale gelmiştir.
MİLLİ BİTKİ FINDIK ve FİSKOBİRLİK (Hazelnut as a National Plant and Farmer's Union )
1-FINDIK
a)Genel Bilgiler
Fındık ülkemizin geleneksel ihraç ürünleri arasında önemli yer tutmaktadır. Ordu Ticaret Borsası verilerine göre ülkemiz yıllık ortalama 600.000 ton üretim ile dünya üretiminin ortalama % 75'ini ve dünya ticaretinin ise % 70'ini sağlamaktadır. Bu yönü itibariyle ülkemizdeki üretim miktarı dünya piyasalarını belirleyici özellikte bulunmaktadır. Dünyada fındık üretim ve ihracatının %75 gibi önemli bir kısmını elinde bulunduran Türkiye’nin 2005 yılında fındık ihracatından elde ettiği döviz iki milyar dolara ulaşmaktadır. Ordu Ziraat Odası Başkanı Onur Şahin “Fındık Karadeniz’in petrolüdür” diyerek Türkiye’nin petrolden kazandığının iki katını tek kuruş ithal girdisi olmadan fındıktan kazandığı noktasına parmak basıyor.
Dünya fındık üretiminde liderliği elinde bulunduran Türkiye dışında 15 ülke daha fındık üretmektedir. Bu ülkeler üretim miktarlarına göre sırasıyla İtalya, ABD, İspanya, Çin, İran, Yunanistan, Fransa, Rusya, Azerbaycan, Kırgızistan, Beyaz Rusya, Portekiz, Tacikistan, Gürcistan ve Moldova’dır. Türkiye’den sonra en çok fındık üreten İtalya’nın üretiminin dünya üretimindeki oranı %16.7dir. Burada bakınca üretimde Türkiye’nin açıkça tekel durumda olduğu bir ürün olan fındığın önemi daha iyi anlaşılabilmektedir.
a)Genel Bilgiler
Fındık ülkemizin geleneksel ihraç ürünleri arasında önemli yer tutmaktadır. Ordu Ticaret Borsası verilerine göre ülkemiz yıllık ortalama 600.000 ton üretim ile dünya üretiminin ortalama % 75'ini ve dünya ticaretinin ise % 70'ini sağlamaktadır. Bu yönü itibariyle ülkemizdeki üretim miktarı dünya piyasalarını belirleyici özellikte bulunmaktadır. Dünyada fındık üretim ve ihracatının %75 gibi önemli bir kısmını elinde bulunduran Türkiye’nin 2005 yılında fındık ihracatından elde ettiği döviz iki milyar dolara ulaşmaktadır. Ordu Ziraat Odası Başkanı Onur Şahin “Fındık Karadeniz’in petrolüdür” diyerek Türkiye’nin petrolden kazandığının iki katını tek kuruş ithal girdisi olmadan fındıktan kazandığı noktasına parmak basıyor.
Dünya fındık üretiminde liderliği elinde bulunduran Türkiye dışında 15 ülke daha fındık üretmektedir. Bu ülkeler üretim miktarlarına göre sırasıyla İtalya, ABD, İspanya, Çin, İran, Yunanistan, Fransa, Rusya, Azerbaycan, Kırgızistan, Beyaz Rusya, Portekiz, Tacikistan, Gürcistan ve Moldova’dır. Türkiye’den sonra en çok fındık üreten İtalya’nın üretiminin dünya üretimindeki oranı %16.7dir. Burada bakınca üretimde Türkiye’nin açıkça tekel durumda olduğu bir ürün olan fındığın önemi daha iyi anlaşılabilmektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







