Görüntüleme Sayısı (Stats)

makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2017 Çarşamba

Yazı Yazmak İsteyenlere Küçük Bir Tavsiye


Bir şeyler yazmak pek çok insan için zor bir uğraştır. Hatta Türk insanı yazmak ve okumak yerine sözlü iletişimi tercih eder. Bu yüzden de ödev, makale, haber metni, blog yazısı ve hatta tez yazmak isteyenlerin işi zordur. Bu yüzden internette dolaşırken rastladığım ufak bir tavsiyeyi sizlerle paylaşacağım. 

İşte yazı yazmanın formülü:

Farz edelim 8 sayfalık bir makale yazmanız istendi. Bu da sayfa başına 2 paragraftan yaklaşık 16 paragraf yazmak demektir. Girişi ve sonucu yazdıktan sonra geriye yazmanız gereken 14 paragraf kalır. Bu aşamada yazı konusuna ilişkin, anlatmak istediğiniz ana fikri destekleyen 14 ayrı fikri bir kağıda yazın. Daha sonra bunları doğal bir fikir akışı oluşturacak şekilde sıraya koyun. 

Bu sayede 8 sayfalık, düzenli ve fikirsel bütünlüğe sahip bir yazı yazmak için güzel bir plana sahip olacaksınız.

22 Eylül 2013 Pazar

MAKALE: Cameralist Thought and Public Administration Michael W. Spicer

Spicer, M. W. (1998). Cameralist thought and public administration. Journal of Management History (Archive)4(3), 149-159.

Bu makalenin amacı yazarı tarafından kameralistlerin siyasi ve sosyal düşüncelerini incelemek olarak belirlenmiştir. Amerikalı bir yazar olan Spicer bu makalesinde kamu yönetiminin temellerini aslında Wilson’un değil kameral bilimlerin attığı görüşünü desteklemekte ve Kameralizmi incelemektedir.  Kameralizmi 16.ila 18. yüzyıllar arasında Alman ve Avusturyalı monarklara hizmet eden merkezi ve sofistike kamu yönetimi aleti geliştirme çabası olarak tanımlar. Eleştirdiği nokta ise bu düşünce tarzından etkilenen amerikan yönetim yazınının bu düşüncenin mutlakıyetçi rejimler için üretilmiş bir bilgi olduğunu görmezlikten gelerek anayasal bir cumhuriyete uymayabileceğini gözden kaçırmış olmalarıdır.

25 Ağustos 2013 Pazar

BiR AYGIT OLARAK MEDYA: TİCARİ İŞLETME Mİ KAMU HİZMETKÂRI MI? (media as a tool: business or public servant)

1-      GİRİŞ
İrlandalı siyasetçi Edmund Burke tarafından 4. Güç olarak adlandırıldığı 18 yüzyıldan beri medya, devletin ideolojik aygıtlarından biri olmak ile halkın doğru bilgiye erişmesini sağlayan özerk bir güç olmak arasında gidip geledurmuştur. Marksist teoride egemen sınıfın baskı aracı olarak tanımlanan, devletin haberleşme ve iletişim alanlarını kontrol altında tutmasını sağlayabilecek güç olarak medya tarih boyunca her dönem hararetli bir tartışma konusu olmuştur. Medya sahipliği çoğunlukla özel sektörün elinde olmasına rağmen devlet tarafından şiddete başvurmadan, ideoloji yoluyla halkın rızasını üretme aracı olarak medyanın kullanılması örnekleri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de mevcuttur. Bu açıdan, iktidar mücadelesinin somut olarak izlenebileceği bir alan olan medya Türkiye özelinde örnek olaylar vasıtasıyla incelenecek ve günümüzdeki gelişmeler ışığında medyanın gelecekte 5. Güce evrilebilmesi ihtimali tartışılacaktır.

İDRİS KÜÇÜKÖMER ÜZERİNE (An Underappreciated Turkish Intellectual: İdris Küçükömer)

“Tarih tekerrür etmez, bu tarihsizliktir. Geçmiş yalnız ilham ve ders almak için vardır. Tarih dönüp dönüp aynı yere gelmek değildir.”

Osmanlının üretim biçimini ve neden kapitalistleşemediğimizi anlayamazsak günümüzü sorunları üzerine bir şeyler söyleyemeyiz. Bunu yapabilmek içinse Türkiye’de geleneği olmayan bir şeyi deneyen, felsefe yapan bir iktisatçıydı o. İktisadı siyaset temeline oturtup onun tarih içinde değerlendirmesini yapardı. Hep radikaldi çünkü çürümüş bir geçmişten köklü bir kopuş gerektiğine inanıyordu. Darbecilik yaptı çünkü doğru bildiği adına elini taşın altına koymaktan çekinmedi (büyük bilgeler generallerden daha despot oluyor sözünü akıllara getirircesine). Türkiye’de sağın sol, solun ise sağ olduğunu öne sürecek kadar cesur ve yenilikçiydi. Tüm bu yönlerine rağmen “üzerinde ambargo olan”, “kasten ihmal edilen”, “bilerek yanlış anlaşılan ama gizliden gizliye izlenen ve feyz alınan” bir düşünürdü. Bilimadamıydı ve nesnelliği hedeflerdi ama politik olarak taraftı. İşte bu yazıda bu çok yönlü bilimadamının yaşamına yakından bir göz atmayı amaçlıyoruz.

5 Mayıs 2009 Salı

TÜRKİYE'DE YÖNETSEL DENETİM (Administrative Control in Turkiye)


Devletin işlevlerinin artması ve hesap verme sorumluluğu gibi kavramların kökleşmeye başlamasıyla birlikte kamuda denetim işinin kapsamı gelişmiştir. Bunun sonucunda denetim işini görecek olan personelin bilgi ve yetenekleri ön plana çıkmış ve bu göreve talip olacak kişilerde bazı özellikler aranmaya başlanmıştır. Bu görevin niteliklerini karşılayacak kişilerin yetiştirilmesi amacıyla üniversitelerimizde başta siyasal bilgiler fakültesi olmak üzere pek çok fakülte açılmıştır. Bu fakültelerden mezun olan öğrencilerin sayısının fazla olması sonucu kamu kurumlarına denetim memuru alımında çeşitli sınavlar uygulanmakta ve adaylar mülakatlara tabi tutulmaktadır.

ERDEM: NEDİR NE DEĞİLDİR (Virtue:What is it, What it is not)


Erdem kelimesi Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde şöyle tanımlanmaktadır: Ahlakın övdüğü iyilikçilik, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı, fazilet. Felsefi açıdan ise insanın ruhsal olgunluğu olarak tanımlanmaktadır. Şemsettin Sami’nin Kamus-u Türkî’si erdemin Osmanlıca karşılığı olan faziletin anlamlarını şöyle sıralar: değer, kader, meziyet, hüner, marifet, ilim, irfan, iyi ahlak, ahlaki hassa, iffet, ismet, namus. Bu ve bunun gibi birçok sözlükte erdeme çeşitli anlamlar yüklenmektedir. Peki, ahlakın övdüğü erdemin ölçüsü nedir?

TÜRKİYE’DE KIZ ÇOCUKLARININ EĞİTİMİ SORUNSALI (Education Problem of Female Children in Turkiye)

1-GİRİŞ

Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan tek miras borçlar değildi. Borçlardan daha önemli olan ve günümüze kadar yok edilemeyen sorun toplumsal yapıydı. Bu yapı yüzyıllardır süregelen bir “İslam” toplumunun, aydınlanmadan uzak bırakılmış, şeyhlik-ağalık düzenine boyun eğdirilmiş, horlanmış ve sömürülmüş Anadolu insanının önündeki en büyük engeldi. Bu karanlık karşısında yakılan cumhuriyet meşalesi tüm toplumsal yapıyı kökten değiştirmek, Anadolu insanına hak ettikleri yaşam standartlarını sunmak ve kadınlarımızın toplumda hak ettikleri seviyeye ulaşmalarını sağlamak gibi ulvi bir amaçla birçok inkılâbı da beraberinde getirdi. Bu devrimler sonucu önemli kazanımlar edinen Türk kadını yavaş yavaş toplum hayatındaki yerini almaya başladıysa da Atatürk’ün vefatından sonra yeni düzenden hoşlanmayan çevreler dört koldan faaliyete geçtiler ve kadınlarıın önüne birçok engel çıkararak aydınlanma çabalarına ket vurmayı başardılar. Bugün kadınları hala ikinci sınıf vatandaş olarak gören, kadının yerinin evi (veya kocasının dizinin dibi) olduğunu savunan insanlar varsa bizim bu durumdan önemli dersler çıkarmamız gerektiğini düşünerek çalışma konumu kız çocuklarının eğitimi olarak belirledim. Özellikle ülkemizin doğu kesiminde önemli bir problem olan kız çocuklarının eğitimi temellerini ta Osmanlı zamanında bulabileceğimiz bir anlayışın ürünüdür ve kanımızca bir toplumun gelişmişlik seviyesi ile yakından ilgilidir.

MİLLİ BİTKİ FINDIK ve FİSKOBİRLİK (Hazelnut as a National Plant and Farmer's Union )

1-FINDIK

a)Genel Bilgiler

Fındık ülkemizin geleneksel ihraç ürünleri arasında önemli yer tutmaktadır. Ordu Ticaret Borsası verilerine göre ülkemiz yıllık ortalama 600.000 ton üretim ile dünya üretiminin ortalama % 75'ini ve dünya ticaretinin ise % 70'ini sağlamaktadır. Bu yönü itibariyle ülkemizdeki üretim miktarı dünya piyasalarını belirleyici özellikte bulunmaktadır. Dünyada fındık üretim ve ihracatının %75 gibi önemli bir kısmını elinde bulunduran Türkiye’nin 2005 yılında fındık ihracatından elde ettiği döviz iki milyar dolara ulaşmaktadır. Ordu Ziraat Odası Başkanı Onur Şahin “Fındık Karadeniz’in petrolüdür” diyerek Türkiye’nin petrolden kazandığının iki katını tek kuruş ithal girdisi olmadan fındıktan kazandığı noktasına parmak basıyor.
Dünya fındık üretiminde liderliği elinde bulunduran Türkiye dışında 15 ülke daha fındık üretmektedir. Bu ülkeler üretim miktarlarına göre sırasıyla İtalya, ABD, İspanya, Çin, İran, Yunanistan, Fransa, Rusya, Azerbaycan, Kırgızistan, Beyaz Rusya, Portekiz, Tacikistan, Gürcistan ve Moldova’dır. Türkiye’den sonra en çok fındık üreten İtalya’nın üretiminin dünya üretimindeki oranı %16.7dir. Burada bakınca üretimde Türkiye’nin açıkça tekel durumda olduğu bir ürün olan fındığın önemi daha iyi anlaşılabilmektedir.

THE SO-CALLED ARMENIAN GENOCIDE (sözde Ermeni soykırımı)


This study is based on an article of Professor Justin McCarthy, a famous American history proffessor. It is unjustified to label as “genocide”, the events that took place within the Ottoman State of 1915, which caused great loss of life for both the Turkish and Armenian communities and resulted with the forced relocation of the majority of the Armenian people to other provinces of the Empire.

What must be considered at first is a few simple questions, "Did the Ottoman Government carry out a plan to exterminate the Armenians?" "Was there an Armenia?" Was there a region within the Ottoman Empire where Armenians were a compact majority that might rightfully demand their own state?

DEBATES ON DEMOCRATIC DEFICIT: WHATS AT STAKE? (AB ve demokrasi boşluğu)


Government of the people, by the people, for the people.
A. Lincoln

As a multi-layered regulatory polity the European Union has been the centre of discussions about whether it should shift through more democratic system of governance or keep its current regulatory nature. While the debate continues, I would argue that the EU should be considered as unique experience evolving in a way that would maintain and improve its influence on the global political arena. To do this, it should keep its current formation of decision-making and act like a regulatory agent.

DEALING WITH EXTERNALITIES: THE COASE THEOREM (Dışsallıklar ve Coase Teorisi)


1-INTRODUCTION

Since Adam Smith, we assume that rational individuals try to maximize their utilities or benefits in a competitive market and by this markets ends in an equilibrium point or Pareto optimum on which it is impossible to rearrange resources and make everyone better off. So in order to reach full efficiency we need an organized and perfectly competitive market and optimum prices.
As we all know real world is not perfect and in economics, factors called externalities causes imperfectness of markets. We can also name this as “market failure.” Basically actions of economic parties affecting other actors or society and imposing a cost on them are called negative externality. The unwanted cost that they generate is where problems arise. “The crucial feature of externalities is that there are goods people care about that are not sold on markets...It is the lack of markets for externalities that causes problems”(Varian,H.R.2006) They make our economic models imperfect because it is almost impossible to take every aspect of every economic actor into account. Thus negative externalities always considered as an excuse for government intervention to the markets. Government intervention brings about public solutions such as Pigouvian Tax, Subsidizing, Quotas, and Regulations and so on. Besides we can assert different ways of private solution to externality problems such as; internalizing the externalities, compensation by common-law or assigning property rights. The Coase Theorem, as a bargaining game model, is a response to centralized solutions. In our case here we will discuss the effectiveness of the Coase Theorem as a way of achieving efficient pollution abatement.